Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2019 Cuma

BİR AVUÇ KÜL



    Bazı eksikliklerle geldi zaman. Bir isyanı bastırabilir mi vicdanlarımız... Sevgim acıyor. İçimizde hayatın kırık parçacıkları haklı bir hüzün yerleştiriyor ifadelere. Orada öylece durup; çökmüş, yıkıntı haline gelmiş yapıların siluetlerine kendi yaşantılarımızın aynasından bakıyoruz. Ayakta duran cehaletin içinde ki yıkıma mevsimsel duygu pazarlığında "isimler" takıyoruz adeta. "Bu  korkular başka korkularI tetikleyecek" gibilerinden... Tüm insanlığın seyrettiği karanlık bir terör dönemini hiçliğe kurban ediyoruz. Şekilsiz. biçimsiz kuklaların dünyasında, köksüz ve kimliksiz kalmışız.

2016 yılında yaşanmış talihsiz bir olaydan bahsetmek istiyorum. Şırnak'ın Cizre ilçesinden iki çocuklu bir Anne'nin çığlığına kulak veriyorum; 
"Bana bir avuç kül verdiler, al bu senin oğlun" dediler.
Orada yaşayanların gerçekliği ve sözcükleri geride kalanlara ne düşündürtüyor? Belki yaşanmamışlık belki de yaşananları, şimdiyi canlandırırken bizim resmi nasıl gördüğümüzle ilgili... Kesip biçtiğimiz  zamanda içimize kapanmış, diğerlerinden soyutlanmış geçici mutluluklarda nefes alıyoruz nasıl olsa. Barışı savunurken bile şehir savaşlarına ironi katarak esirleştirmekteyiz ruhları. Kudretlerine mecbur edilmişiz bir kere. Kitlesel katliamların acılığında, yasın üzerinden siyaset yapanların sınırsız güçlüğünde barınmaya çalışıyoruz hala. Gelecek nesillere bırakılan tek şeyse kalbi kırık insanlar. Özgürlüğün ekolojisi bize dayatılan gerçeklerin ütopyasında can çekişiyor.

Bir örnek de Silopi ilçesinden kamulaştırma kararı ile yıkımın başaladığı evler. Karşılaştıkları tüm zorluklara rağmen desteklenmeyen hatta kışkırtmalara maruz bırakılan aileler kendi mücadelelerinde de yalnızlar. Başarısızlığı, yılgınlığı direnmeden kabul etmek zorundalar ne yazık ki... Bölünmeleri engelleyemediğimiz gibi artık ölüleri için nöbet tutan yaşamlara başka bir boyuttan bakıyoruz sanki. "Çünkü o hikayede o toprağa basmıyoruz."Tek fark olanları seyrediyor ya da okuyoruz. Sonra ne mi oluyor? Balık hafıza moduna geçiyoruz.

Gökyüzü ağlıyor şimdi. Yerler ıslanıyor... Bir çocuğun tozdan zor nefes aldığı, buna rağmen dışarıda top oynamak istediğini okuyoru. Atılan havan toplarını, mermileri, havai fişek diye kandıran anaların çocuklarını VURDUNUZ!
Hayallerini çaldınız.
Yıkıcılar yapıcıların  kalbini vurdu.
Mahallelerde o kısık sesle söylenen türküleri de temizlediniz.
Hendeklerin, barikatların içinden seslendiniz masum çocuklara.

Duygu farklılığı ve vicdanın kayboluşu vahim. Kentlere de sıçrayan şiddetin ortak bir kadere sürüklenişinin coğrafyasındayız. Bizlere bu şiddeti layık görenlerin zihninde nasıl tarif edildiğimizse aşikar. İnsani değerlerin giderek düştüğü bu kimliksiz, kıymetsiz halimizle daraltılmaktayız. Vazgeçmeyi kabullenmeyen huzur adına dayatmacı, baskıcı tavırları sindiriyoruz içimize. Doğudan başlayan yıldırmaların şehirlere sürüklenen trajedisinde hiçbirimiz özgür değiliz. Gerçek bir barış için bu haksızlıktan vazgeçmek... Sevmek, sağlık, aşk için vazgeçin. Belki de sadece korkmuyormuş gibi. Bu kısa şimdiyi ya da hiçsizliği nefretten arındırmak için VAZGEÇİN.

                                                                                                                         BEYHAN ÖZER