"Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yazabilirim örneğin;
"Gece yıldızlarla dolu ve yıldızlar masmavi titreşiyor uzakta"
Pablo Neruda
VEDA
Ardına düştüğün yokluk sitemsiz dildi. Hudutlarının ötesinde geriye doğru
seyahat eden gurbet acısı sanki. Yollar boştu sana. Kalan anılarla arşınlıyorsun göç çehrelerini. Uzaklaştıkça için için çoğalan bir şiirsin belki de. Dinle! Kuş seslerinin mevsime çizdiği hayatlara dokun. Tüm sokaklar büyü bozulmasın diye çoktan ıssızlaştı. Herkes kendi halinde.
Günün sonunda gölgesinde yitip gittiğin güneşin egemenliğinden kurtulmuş gibisin. Karşı köşede masa üstünde duran çiçekleri, gözlerin yeşillendirdi bir an. İçin üzgün. Gecenin koygunluğunda hüznün sesini nasıl kısarsın? Mahzunluğun çıkıp gitmiyor kalbinden. Yığılan bir bedendi çırpınan, sana iç çektiren. Hastane odasında uğurladın en sevdiğini... İçinin sızısında savruluşlarının bir özetini çıkarmaktasın sanki. Annenin, hastalığının son evresinde de olsa yakıştıramadığın, alışamadığın gidişi oldu. Dört kızı ve biricik aşkı eşine veda etti bu kasvetli odada. Her gidiş gibi dar bir geçitte yüzleşiyorsun kendinle. Yerini bulamamışlığın ayaktaydı şimdi. Vicdanınla sorgulamaktasın ve tanımsız bir yolculuğa çıkmak derinliğinle birlikte... Hastane odası bir sinema perdesi gibi yavaş yavaş karardı o an. Cennet bahçesine uğurlanışına tanık oldu tüm sözler. Kapı aralığından sızan ışığın, gözlerini yumduğunda narin yüzüne aksi bir başka kederdi. O anne yüzü giderken boğuklaşan sesinde çaresizdi. Elleri ellerinde kaldı bir süre. Sonra ayaklarını öptün. Veda vardı bu odada...
Günün sonunda gölgesinde yitip gittiğin güneşin egemenliğinden kurtulmuş gibisin. Karşı köşede masa üstünde duran çiçekleri, gözlerin yeşillendirdi bir an. İçin üzgün. Gecenin koygunluğunda hüznün sesini nasıl kısarsın? Mahzunluğun çıkıp gitmiyor kalbinden. Yığılan bir bedendi çırpınan, sana iç çektiren. Hastane odasında uğurladın en sevdiğini... İçinin sızısında savruluşlarının bir özetini çıkarmaktasın sanki. Annenin, hastalığının son evresinde de olsa yakıştıramadığın, alışamadığın gidişi oldu. Dört kızı ve biricik aşkı eşine veda etti bu kasvetli odada. Her gidiş gibi dar bir geçitte yüzleşiyorsun kendinle. Yerini bulamamışlığın ayaktaydı şimdi. Vicdanınla sorgulamaktasın ve tanımsız bir yolculuğa çıkmak derinliğinle birlikte... Hastane odası bir sinema perdesi gibi yavaş yavaş karardı o an. Cennet bahçesine uğurlanışına tanık oldu tüm sözler. Kapı aralığından sızan ışığın, gözlerini yumduğunda narin yüzüne aksi bir başka kederdi. O anne yüzü giderken boğuklaşan sesinde çaresizdi. Elleri ellerinde kaldı bir süre. Sonra ayaklarını öptün. Veda vardı bu odada...
İçinin sesini açmak şu saatten sonra dönşümsüz bir bozgun. Söz dökülse de bu ayrılışta isyankardın. Çocukluğun sılada şimdi. Sanki sisin içinde arka planda bir gölgeye ait sancıların. Yaşam ile ölüm arasında en tepeden seyir halindesin. Bir dal gibi uzayıp giden kelimelerin ezgisine karışıyorsun ister istemez. julio Cortazar-Anras Favanın Güncesinde; "Yüreğim yosun misali" diyordu.
Dinmiş bakışlar dilini kuramıyor ki zamanın. Ele geçirdiğin zamanda da bir serzeniş kendince söyleşmelerin...
Beyhan Özer

Emeğine sağlık
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim
Sil