11 Ekim 2019 Cuma

DURUM ANLATISI



SUSAN MENDİL

İçimdeki bir şey haklı çıkmak istiyordu
Ve savaşabildiğim tek şey içimdeki bu öteki bendi.
Stefan Zweig


By viktoriashu


Sonbaharın bahçemde bulunan Manolya ağacına bir sözü var sanki... Yaprakları her bir yana dağılmış, yazın bitişini resmediyor. Yarı sararmış çimlere çukurlar açmış karıncalar, merdivenleri istila etmiş. Mevsime yaraşan sözcükler ağaç dallarına yaslanmış ulu orta. Kurumuş çiçeklerin gölgelerine devriliyor bakışlarım. Çiçeklerin uçlarında dans eden arılar, adeta yapraklarla flört etmekte şimdi... Ellerimi kare masama dayamış akşama düşen gölgenin seyrine dalıyorum. Balkonda, mangal ocağının önüne koyduğum Ufo (elektrik sobası)'nun ısısıyla mayışmış durumdayım. İçim ısınsın biraz. Fonda ortama uygun bir müzik Chopin-Nocturne... 

Gittikçe kaybolan güneşi izlemekteyim. Bu akşam hüzün hakim, bu akşam ellerim sımsıkı bir yumruk. Sonbaharın renkleriyle bütünüm. Yan komşu Enver amca da geçen kış öldü zaten. Şimdi sevimsiz üst komşusu evi almış, iskele kuruldu, inşaat halinde. Tepemde ki ışığı söndürdüm. Gün batımına saklamayı yeğliyorum gözyaşlarımı. Yan inşaattan kedilerin koşuşturmaları, öksüz sesleri yankılanıyor. Köşedeki sarman kedi, siyah kediye hayalet görmüş gibi bakıyor. İşte hayalet kedi ritmik hareketlerle ışığın olduğu başka bir eve doğru yöneldi. Birazdan diğerleri de karmakarışık mırıltılarını alıp, sevimli patileriyle koşarak; insanın içine dokunan yalnızlıklarıyla karanlık fısıltılarda kaybolacaklar. Aniden çıkan rüzgar balkonun gölgelik storlarını havalandırıyor. Arada eşim, sürgülü kapıyı açıp -içeriye gel, üşüteceksin- diyor. Hiç bakmıyorum o yana. O da aldırmıyormuş gibi tekrar kapıyı hızla inleterek  kapatıyor. Ardından kör gibi bakışıksız, donuk...kalakalmışım. Öfkesiyle sürekli mücadele eden ama berrak bir kalbi var aslında. Şimdi zaman kederli bir iyimserliği ağırlıyor yüreğimde. Burukluk sanrıları... Yine de bir kılavuz gerek içime. -Sigara yakmalı- diyorum. Hiç de beceremiyorum içime çekmeyi. Üstelik Can da sigarayı bırakmışken, gözleri benim üstümde. Daha çakmağı bile biraz uğraştıktan sonra yakıyorum. Sahi beceriksiz miyim? Düşündüm, düşündüm, düşündüm...
"Affetmek; menekşenin kendisini ezen topuğa bıraktığı kokusudur."diyor Mark Twain. Bağışlanmaların o geniş dünyasında zamanın yıprattıklarını geri almaktır yaşamla dengeyi sağlayan. Başımı kaldırıyor ve tavana bakıyorum. Işıklı gölgeler uzanmış yatıyor. Uykuya sürüklüyor gözbebeklerimi. Gölgeler içinden kara sinekler de yolunu buluyor. Hatıralara dağılıyorum. Sevdiklerimizle birlikte tadına varılan anlar... Kim böylesine biriktirmiş sevgileri! Şanslıyım.

Dipte büyüyen kırgınlıkların susan mendilime söz geçirmesini diliyorum. Usuldan tenime ilişen soğuk iyi geliyor bedenime. Karşımdaki sokak lambasının titrek ışığına gülümsüyorum. Sanki her yer ateş rengi. Sonbaharın kızıllığı balkon camından süzülerek zihnimi giderek uyuşturuyor. Mühürlü bir ıssızlık hakim oluyor geceye. İçeride bir çocuk sesi... Neye bağırdığı anlaşılmıyor. Belli ki televizyonu açık unutup çoktan yatmış bizim ki.  İçerinin sıcaklığı  daha kapının eşiğinde karşılıyor beni. Anlatmaktan çok anlaşılmayı bekleyen duygularımı süzdüm yaşanılanlardan bu akşam. Daha paylaşmak için hangi dokunuşlara ihtiyacım var diye düşünerek derin bir uykuya daldım.

                                                                                                                   Beyhan Özer

1 yorum: