SEVMİYORUM Kİ...
Sabah olur olmaz yazlık evinden İstanbul'a hareket için yola çıktın. Kendini otobüsün koltuğuna attığında yorgunluğun yavaşlamıştı sanki. Sabah güneşi otobüsün yıpranmış perdesini bağrına basar gibiydi. Kısa mesafe de olsa yolculuklarında içinde yaşattığın gülüş sanki sonsuz bir özgürlük...Günler bilirsin hüzünle çıkmıştın bu yollara. İçin iyileşemezdi bir müddet. Ah pencereler! Kaç kez serinletti dışarıya baktığında düşlediklerini. Umutsuzluğun solar giderdi susuşlarda. Geri dönüşlerde bunalır, her türlü silkelerdin üzüldüğün ne varsa.
Yan koltukta eli şiş karnında gezinip duran genç bir kadının aralıksız, yüksek sesle anlamadığın bir dilde telefon görüşmesine kulak verdin. Bu kez pencere kenarı ona aitti. Çirkin, genç ve mutlu bir kadındı. Bir süre yol aldıktan sonra Jandarma kimlik kontrolü için durdurduğunda kapattı telefonunu isteksizce. Ölçüsüzlüğünün farkına varmış olacak -kusura bakmayın kız kardeşimle konuşuyordum- demişti. Özbekistanlıydı. Bu yol bitmez demiştin içinden. Tek isteğin bir an önce susmasıydı. Kitabını okumalıydın. Otobüs Silivride kısa bir mola verince -çok acıktım sandviç alayım- derken aceleciliğinden telefonunu yere düşürdü. Yere almak için uzandığında acımıştın. Ah sesini duyduğunda ise hamile olduğunu anladın. Yardım için hamle yaptığında güçlü bir tebessümle teşekkür etmişti. Geri döndüğünde tekrar ivedilikle sandviçini koltuğun üstüne fırlatmış, -sigara içmeye gidiyorum- demişti. Yadırgadın. Ancak bir o kadar da şaşırtıcı olan, döndüğünde gururla bu bebeği arkadaşı için doğuracağını söylemesiydi. Titremiştin. Yaşamı çeşitli yönleriyle kavrayan iki dünya arasında katıydı. Sarsılmadan çabaladığı savurgan sözlerini; kah güldün kah cesur buldun. Ellerini karnına götürdüğünde -"SEVMİYORUM Kİ!" yalnız kıpırdandığında bir tuhaf oluyorum o kadar- dedi. Çaresiz ve bağımsızdı sanki. Vefat eden ilk eşinden üç çocuğuna memlekette kızkardeşi bakıyormuş. Tekirdağ'da otelleri olan bir ailenin yanında resepsiyonistmiş. Tekrar evlendiğini, eşinin Bağcılarda pastaneleri olduğunu da eklemişti. Rastgele konuşmalarında sigara içişinin asla taşıyıcı anne olmasıyla alakası olmadığının ısrarla altını çizmişti. Bedeli vardır, demiştin. Vaat ettikleri neyse geçerli sebeplerinin olabileceğini, hakkı olduğunu da dile getirmiştin. Bu fedakarlık sadece arkadaş uğruna yapılamazdı sanki. Kaldı ki arkadaşı bile değildi belki de. Gözlerini kaçırmıştı. Anne-bebek bütünleşmesini red edişi savunduğu ne varsa çürütüyordu. Ismarlama bebek diye kahkaha atışını ise kaldıramamıştın. Bana Allah veriyor, ben de paylaşıyorum demişti de... İşte bu birkaç sözcükle ruhunu apaçık takdim etmekteydi. Eserinin inşasını tamamlayıp gitmek, özgürlüğüne kavuşmak elbette. Bu düşünceyle kan yüreğine sıçrıyor. Azize gibi göremiyordun davranışını. Bağımsız olmak yeterli değil. Korktuklarınla da efendi olamazsın. 11, 14, 6 yaşlarında ki çocuklarının teyzelerinin yanında güvende olduklarını ses tonuna yerleştirdiği rahatlıkla sunmuştu. İstanbula gezmeye gittiğini söyledi. Arkasında çabuk bırakıyordu besbelli herşeyi. Herşey gelip geçerken de kararsız değildi ruhu. Önceden çizilmiş bir rotaydı yolu.
Dudaklarında mırıldandığın sevgi, bağlılık mahkumdu sende. Güzeldi de!
Herkes yerini seçer hikayesinde. Kesinlikler yaratmak , başlayan sevinçleri yakalayabilmek... Tükenmeden yaşamak ,hayatı geldiği gibi kabullenmek bu hikayeden sana kalan.
Otogara vardığında vedalaşmadan inmişti çabucacık. Yabancılaşmıştı birden. Oysa yol boyunca tüm yaşamını neredeyse özetlemişti. İnanmak istemedin anlattığı çoğu şeye. Düşündürücüydü. Hayat görünmeyen derinliğinde nice yaşantılar barındırıyordu. Tanık etmek istemiş, hafiflemişti. Onun için bir imkansıza tutunmaktı belki de. Otobüste dalgınlıkla unuttuğun hırkanı dönüp almaya giderken; kızın koca bir valizle, yine elinde telefonu gülerek ilerlediğini gördün. Sadece gezmeye geldiğini, ertesi günü döneceğini söylemişti oysa ki... Anlamsızlık ve boşluk duygularını sana yükleyerek hızlıca gidişini seyretmiştin. Olmadığı biri gibi davranarak vicdanını rahatlatmıştı herhalde.
Sana ne olmadığını hatırlatmıştı aslında . Hafızana yerleşen "SEVMİYORUM Kİ!" sözlerinde derin bir gülüşle kalakalmştın.
BEYHAN ÖZER

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder