25 Eylül 2019 Çarşamba

SÖZDÜ ZAMAN


                                      ERKENDİ...

                                                                                         Umut uyanan bir insanın rüyasıdır.
                                                                                                                                    ARİSTO

                                 

                   
                                  

                                        Sana geç de olsa yazmayı seçiyorum. Ne dilim ne de elim vardı.

Kimdir seni dil kapılarında ayıplayan.... Anlamsızca yargılayan.

Gencecik bir sese tutunuyorum. Yaşamı ne olursa olsun onaran, onararak nefes almanın ne anlama geldiğini; gitmenin zenginleştirici onurunu düşünüyorum. Bakışlarım gülen gözlerinden geçiyor ve hiçbir şeyin öyle kolay kolay yitirilmeyeceğini anlatıyor. Sonra senden iki yaş büyük oğlumu düşünüyorum. Bir yanım acıyla titriyor. Öteki olmanın getirdiği rahatlık üzüntümün tesellisi mi? Ama yine de başkasının acısını görmenin burukluğu içimi sızlatıyor. Nasılsa herkes kendine göre seçiyor, kendiyle kıyaslayacak bir model seçiyor. Bilirim, tanırım bu acıyı. Annem de kanserdi. Avuntu zamanlarında geceden güne yansıyan suskunlukları...

Hayatının başında iken hastalığa dair atlattığın onca şey... İri cesur bakışlarınla, sakin tatlı ses tonunla tam da şımaracakken hayatla... Mücadele etmek zorundaydın. Hayatın ilk şafağında umudu kendi renginle bezedin. Diğer hastaların da dili oldun. Cesaretinden ödün vermeyen ciddi ama hep tebessüm eden, çiçek yüzünle sunmuştun o en zor anları. Haberi duyduğumda gazete manşetleri, sosyal medyada ki videolarına bakıp bakıp ağladım, herkes gibi. Anne olmanın büyüyen sessizliğinde, ben seninle daha bir olgunlaştım. Birkaç sevgisiz, öfke kokan, kendini bilmezlerin sözlerine aldırma. Ne çok özledik aslında böylesine inandığımız şeylerin üzerine gidip sevgiyi her gönüle yansıtmayı, yansıtanları... Nasıl arınımaz bunca umudun örüldüğü bir azmin hikayesi, bazı vicdansızlarda. Bir veda kouşmasına dönüyorum yüzümü. Annesini düşünüyorum sonra. Omuz omuzayız sanki. Tanımadığım bir insanı avutmak istiyorum. Ona içimde ki sesi açmak istiyorum. Duran zamanı geri getirmek istercesine avuçlarına dokunmak, acısını almak sanki var gücümle. Çıkarsız, hiç tanımadığımız bu sesi ve sesleri işiten herkes için bir kalp defteri açıldı şimdi.

Hayata mola verilmeyeceğini, çaresizliğe karşı yaşamın ne denli güçlü olduğunu, gülümsenebileceğini, dramatize edilmediğine tanık olduk. Neslican Tay başımıza gelebilecek tüm aksiliklerin canlı deneyimidir. Nefsimiz asi. Çünkü hemen unutuveriyoruz. Sevgi, masumiyet, duruluk... Her kopuşun, gidişin yitirdiklerimizin açtığı yaralar da bir gün iyileşir. Ama geri de kalanların duyarlı, aklı-salim açıklamalar yapmasını umuyoruz. Bu ne bir reklam ne de bir şovdur. Ateş elbette düştüğü yeri yakar. Ailesine sonsuz sabır versin. 

Dilerim o söylediklerinle, güçlü bilincinin enerjisiyle bize aktadığın; bunca tanımadığın, sana içten üzülen insanların, umut olduğun hastalar için dokunduğun Ana-Babalar adına ışığın hiç sönmesin. Huzurla uyu. Güzel Neslican.
                                                                       Beyhan Özer
                                 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder