24 Eylül 2019 Salı

ÖYKÜ

SÖZ TEDİRGİNDİ


                      İfadesi bir çok şeyi itiraf ediyordu. Doğuda öğretmen olmak; ne bölgenin şartlarına ne terör saldırılarına ne de öğrencilerin yoksul ifadelerine kaygılı yaklaşmaktır. Ne eğitimin can çekişmesine karşı duyulan inanç yeterlidir, ne de verilen mücadelenin bir bedeli vardır.

Batılı olarak Doğu'da çalışmak, Leyla'nın kalbiyle pek de zor değildi. Daima önceliği öğrenmek olan; heyecanlı yüzlerin solgun bakışlarında ne olursa olsun kıvılcım oluşturmayı amaç edinen gönüllü bir yürekti o... Orada çok hafif, kuşkulu, meraklıydı. Bazen de kendi içinde keşfetmeyi red ettiği sorulara nedense cevap bulamıyordu. Meslektaşlarının samimiyetine içten bir yakarıştı kimi zaman özlediği geçmişi. Anılar yumuşak renklere bürünür, yorulmak bilmeyen bedenini dinginleştirirdi. Sınıfın sobası yakılır, toz alınır, sabahın serin atmosferinde küçük ellerin yumrukları sıcacık ve yavaş yavaş çözülür; bir sonra ki ısıtma işlemine geçiş biraz sancılı olsa da dersle ilgili mimikler dilsiz ve sevecenlikle yorumlanırdı aralarında. 

Yürümekte olduğu yolun eve giden bildik suskunluğunda istemeden algılayabiliyordu diğer velilerin eğitime yansıyan insafsızca başkaldırılarını. O sessiz öfkeyi barındıran sözler çaresizliğin iniltisiydi. Bir patlama olduğunda ışığın tutuşturduğu sokak lambasının loş ibadetinde dua etmenin ayrıcalığını duyumsar, camların zangırtısıyla bir anda gözleri lojmanın nöbet tutan askerini arardı. Yine de oraya ait olamanın kutsallığını içine çekiyordu. Bazen iç içe geçmiş kış bulutlarının yığınlarından bembeyaz dev bir balon hayal eder, içine çocukları da alıp korunmayı düşlerdi. Zaman; yaşam hızını, insanların yaşam kalitesini söküp almaktaydı. Karşı yamaçta diğer köylerin düz toprak damlarında tabiatı kollayan, terörü lanetleyen nice savunmasız aileler titreyerek bekleşmekteydi...kim bilir? Bu kış kar alışılageldik manzarasını bol ikram ederken doğaya; Leyla öğretmenin bir şiir dinletisinde anlam kazanmıştı sanki.

Doğudan geliyorum
Dizi dağlar peşim sıra
Anam oturmuş ağlar
Gurbete gitmiştim  arda sıra 

Havayı temizleyen duyguların soluduğu ışıklı evlerin üzerine çöken pek çok mısra köylülerin zihnini ilahi söylenircesine kutsal kılmıştı. Endişeli dudaklardan ezberlenen her bir kıta, boğazlarda düğümlenen umut mırıldanışlarını söküp atmıştı o an. Doğunun bu ücra köyünde sabırla beklenilen okul ihtiyaçları giyim v.b. gereksinimler, yorgun düşmüş bu kayıp gönüllerde ki isteksizliği harekete geçirecek bir çığlıktı. Dinlemeyi bilen minicik kalplerin tanıklığında hissettiği tek şey sadakatsizlikti.  Ana-Babaların  acılı yürüyüşlerinde ürkeklik kuşaktan kuşağa  geçsede; yarını kucaklayacak onlara ışık olacak ılk bir dost hep olacaktı. Sadece unutulmuş olmanın yanında can bulacakları bir gölgeye sığınmaktı bu arayış. Sınıfta öğrencileri ona bir mektup yazmıştı hastalandığında. İçlerinden biri sözcü seçilerek yola çıktı. zayıf ama gözlerinin o güçlü pırıltısına yakışan çekingenlikle kapısını çalmıştı minicik eller. Çocuğun görüntüsünde onu altüst eden ve yüreğine ışık tutan bir şeyler vardı. Mektubu uzattığında hafifçe başını yana çevirmişti. Üzerine çöken yoksulluğu kederli bakışlarında saplanıp kalmıştı adeta. -ya iyileşemezseniz- demişti. Sesi, ölüme ve umutsuzluğa tanıktı sanki. Yaşamın masum yüzü hesapsızca sevgiyi dile getirmişti. Şimdi bulunduğu yerde mecburi göçler başlamış, terk edilen ya da edilmekte olan ne varsa karanlıkta kalmaktaydı. İstila edilen insani değerler yok edilmekteydi. Ölüm sokakların, hatta evlerin içine aniden giriyor, herkes güvenlik nedeniyle evlere hapsediliyordu. Bu korku labirentinin içine sıkışmış çocuk gözlerse; okullarını, sınıflarını kaybetmeyi hiç düşünmemişlerdi. Ne var ki birkaç idealist öğretmen direnmeyi inatla sürdürdü. Hüzün inkar edilemez acıları terk etmese de yeni umut yüzleri çizmişti çocukların hayallerinde. Gece orada yaşamı belki gelecekten çalmaktaydı. Sevgileri sözcüklerden sıyırdığı gibi küçük bedenlerin okşanan yüzlerinde sorgulayıcı birer düşünce bırakıyordu. Leyla dağlardan kar kokusunu her soluduğunda bütünleştiği bu halkla merhametini daha da yoğunlaştırıyordu. Hiç kuşkusuz kendini gözlediğinde yatıştırıcı geliyordu sahiplendiği sevgi. Dar penceresinden bakarken inanç kısırlaşmış şiddete söz geçiremiyordu ama karanlığı yaşamın çemberinde buruşturup atmaktaydı huzurla gene de. Daha anlatılacak bir sürü konu, kitapların kollarında nefret ağlarını savuşturacak nice sohbetler gerçekleştirecekti.

Geçen gün yardım malzemelerini okulun deposuna taşımışlardı. Hala kapalı ve açılmamış kutulardaydı aklı. Bu duyguyla heyecanlanarak ani bir hareketle evden çıktığında, kara bir çift göz nizamiyenin önünde belirdi. Pusuya yatmış dikkatli çevik asker uyarmıştı. dikkatli olsundu... Cebinde kalan son parasını da bir öğrencinin kardeşi için harcamıştı. Elbette biraz yürüyebilirdi. Neyse ki bir askeri devriye aracı yardımına koşmuştu. Minibüsün arkasında iki erin yanık türküsüne kulak kabarttığında korkuyu arkasına almış, yaslandığı bu güvene minnettar kalmıştı. Bir çığlık bedenine iyice yapışmış aniden sarsılmayla kupkuru dudaklarından fırlayan boğuk ses yankılanmıştı. Askeri araç hain bir mayına hedef olmuştu. Dehşetin hızında kalbi göğsünün altında son bir kez haykırmıştı. Neden? Yüzlerde buruk bir yazgı... Benzer olmaktan tedirgin bakışlar hakimdi. Ağıtların zamana hissedilir iz bırakan isyanında çirkin terör aşinaydı bu köye. Fakat Leyla öğretmenin de zengin gönlünü, hayallerini ezmiş, tüketmişti. Acıyı tanımayı, onunla baş edememeyi öğreten sisteme herkesi cevabı vardı şimdi. Ya çocuklar... Onlara sinsi tuzağı açıklamak çok zordu. Sözcükleri acılaştıran ne varsa silkinmeliydi Doğu'nun çaresiz sesiyle. Güvenli bir el, berrak bir bakış olmalıydı çocuk gülüşlerin peşinde. Ve sona eren hayatların sevdiklerine neler yaşattığını, adil olmadığını düşündürten vahşiliğe teslim edilmeyen yürekler sitem dokluydu. Hayaller ve inançlar yitip gittikçe gelecek kaygılı görünmekteydi. Tam da böylesine bir ihanetin pençesine düşmüşken; Leyla öğretmen gibi idealist duruşların bu adaletsizliğe itirazları vardı. vicdanın çekip gitmesine izin vermeyerek can sıkıcı düzeni yine, yeniden sahiplenip huzura kavuşturmaktı onların amacı.

                                                                 BEYHAN ÖZER

 



                                                                     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder