BİR BAŞKA
“Bu saatte gülüşüm fazla güncel,
fazla çocuksu
ve her şeyden önce fazla gürültülü”
“Rilke
Sabahın dördünde yine dön dur,
yorganla didiş… Sıcaktan bunalan ayaklarım gittikçe huzursuz. Sol yanımda
kocamın kıpırdanışları, onun da uyanık olduğunu hissettiriyor. Zaten çektiği
oflardan anlaşılıyordu. “Kalksam” diyorum. Yataktan doğrulduğum vakit bir üşüme
alıyor bedenimi. Hoop tekrar süzülüyorum sıcacık yatağa. Bu kez eşim “yat
aşağı, ne yapacaksın kalkıp” diyor. Yastığımdan uzaklaşıp, sağ tarafına hızlıca
dönüyor. Gözlerimi kapıyor, kendime uyku numarası çekiyorum. Sanki hemen
dalacakmışım gibi. Kendimi kolay kandırabilirmişim gibi… Aniden fırlıyor,
makyaj masasının önüne geçiyorum. Karşı
otoparkın neon ışıkları vurmuş odaya. Ezberlediğim masamın önünde duran
kremleri çabuk çabuk sürüyorum cildime. Kapıyı açtığımda kedim Mırımırın
gözleriyle karşılaşıyorum. Hızlıca banyoya koşuyorum. Ayağıma dolanıyor. Yere
kapaklanıyorum. Bu da neydi böyle? İstediklerini yaptırmak için önümü kesiyor.
Yatak odasından ses gelmiyor. Bizimki belli ki sızmış. Merdivenleri benimle
inen Mırmırla yarış halindeyiz. Daha mutfağa yönelmemle birlikte oğlum “anne
kahve yapar mısın?” diye sesleniyor. Rüyasında gördü sanırım. Bir de sigara
yakmış. Havada duman asılı. “Tabii” diyor, mutfağın ışığını yakıyorum. Hala
Mırmır peşimde. Bacağıma kafa atıyor, yeşil yeşil bakarken. Isıtıcının prizini
takıyorum. Pencereyi açıyor, serin
havayı doyasıya içime çekiyorum. Namlunun ucundayım. Bu kez de tuvaleti için
küçük balkonun kapısının önünden çağırıyor beni. Sesi o kadar buyurgan ki! Sonra,
bir an hareket etmeyi bırakıyor, sadece gözlemliyorum sessizliği. Çünkü oğlum
kahve içmekten vazgeçip tekrar uykuya dalmış. Mırmır yukarı çıkmış, muhtemelen
camın önünde bulunan musluğun başındadır. İyi de ben ne yapmak istiyorum?
Çapaklı gözlerim, sabahın bu erken saatinde, zamanla bir ilişkisi yokmuşçasına
inatçı. Omuz silkiyorum. Bilgisayarıma uzanıyor elim. Gazeteleri okumaya
başlıyorum. Arkamda derin bir sessizlik var. Mutfak masasının üzerindeki
kırıntılara takılıyor gözüm. Vay arkadaş! Temizliyorum bir çırpıda. Oldu saat
beş otuz. Kim bilir nasıl gürültü çıkıyordur? Ama yoookk bizim evde yeller
esiyor. Bir tek ben paldır küldür.
Limonu da iyice kaynatmışım.
Zayıflamaya yeminliyim. Oysa az önce iki
yumurta kırmış, iki dilim de ekmek yemiştim bir güzel. Yürüyüş yapacağım ya,
ondandır tıkınmam. Herkes uykusunun içinde ne rüyalar görüyordur, kim bilir?
Bense çoktan karnımı doyurdum. Ha tabii bulaşık makinasını da çalıştırmıştım. E
siz düşünün mutfaktan gelen sesi.
Salona geçiyorum. Küçük battaniyeyi
alıp yatsam mı kanepede? Yok yok…En iyisi bir öykü yazıyordum, onu
bitireyim. Bu kez de salonda bulunan
büyük masaya geçiyorum. Elimde kalem,
boş beyaz kağıtlara bir şeyler çalakalem karalamaya koyuluyorum. Mırmır,
patilerini özenle ileri atarak iniyor. Yüzüne bile bakmıyorum. Yüzsüzce
yanımdaki sandalyeye kuruluyor. Her şey hazırdı yazıya odaklanmam için. Birden
çöp arabasının o korkunç sesi duyuldu. Her sabahın altı buçuğunda olduğu gibi.
Konteynırları bomba etkisiyle arabaya boşaltan işçinin, rutin hareketleri ona
göre normaldi. Tez vakit işini bitirmeye kilitlenmişti. Dağılan dikkatimle
dalıp gitmiştim aydınlanan havanın içine yuvarlanıp. “Anne kahveyi şimdi
yapabilirsin” diyen oğlumun buyruğuyla yerimden sıçrıyorum.
